Eleştiri Üzerine Bir Hikaye
30 Aralık 2010 Perşembe
Hindistan’da çok ünlü bir ressam varmış. Herkes bu ressamın yapıtlarını kusursuz kabul edecek kadar beğenirmiş ve onu "Renklerin Ustası" anlamına gelen Ranga Geleri olarak tanısa da kısaca Ranga Guru derlermiş. Onun yetiştirdiği bir ressam olan Racigi ise artik eğitimini tamamlamış ve son resmini bitirerek Ranga Guru’ya götürmüş ve ondan resmini değerlendirmesini istemiş. Ranga Guru;
"Sen artık ressam sayılırsın Racagi. Artık senin resmini halk değerlendirecek."
diyerek resmi şehrin en kalabalık meydanına götürmesini ve meydanda en görünen yere koymasını istemiş. Yanına da kırmızı bir kalem koyarak halktan beğenmedikleri yerlere çarpı koymalarını rica eden bir yazı bırakmasını istemiş. Racigi denileni yapmış.
Racigi birkaç gün sonra resme bakmaya gittiğinde görmüş ki tüm resim çarpılardan neredeyse görünmüyor. Çok üzülmüş tabii. Emeğini ve yüreğini koyarak yaptığı tablo kırmızıdan bir duvar sanki. Resmi alıp götürmüş Ranga Guru’ya ve ne kadar üzgün olduğunu belirtmiş. Ranga Guru üzülmemesini ve yeni bir resim yapmasını istemiş. Racigi yeniden yapmış resmi ve gene Ranga Guru’ya götürmüş.
Devamı
Bakış Açısı
30 Aralık 2010 Perşembe
Birgün, sınıf arkadaşlarımdan birisiyle ciddi bir tartışmaya girdim.
Onun haksız, kendimin ise haklı olduğundan o kadar emindim ki.
Öğretmenimiz bize çok iyi bir ders vermeye karar verdi.
Bizi bütün sınıfın önüne çıkardı ve onu masanın bir tarafına, beni de diğer tarafına yerleştirdi. Masanın tam ortasında yuvarlak bir nesne vardı. SİYAH renkli bir nesne.
O çocuğa nesnenin rengini sordu.
Çocuk, ’BEYAZ’ diye yanıtladı. Söylediğine inanamadım, çünkü nesne SİYAH’tı.
Yeniden tartışmaya başladık, bu kez de nesnenin rengi hakkında.
Öğretmen bu kez beni çocuğun yerine, onu da benim yerime geçirdi.
Ve bana nesnenin rengini sordu.
BEYAZ’, yanıtını vermek zorundaydım, çünkü belli ki nesnenin bir tarafı BEYAZ, diğer tarafı ise SİYAH’tı.
Öğretmenimiz o gün bana çok güzel bir ders verdi. Karşımdaki kişinin bakış
açısını anlamam için, kendimi onun yerine koymam gerekiyordu
Devamı
Özgürlük
31 Aralık 2010 Cuma
Adamın biri “bilge kral” olmakla şöhret bulan krala gidip sorar: “Efendim! Söyleyin bana! Hayatta özgürlük var mıdır?” Kral “Elbette!” der, “Kaç bacağın var senin?” Adam soruya şaşırarak “İki efendim!” der. Kral “Pekâlâ, tek bacağının üstünde durabilir misin?” diye sorunca “Elbette!” diye cevab verir adam. Kral “O hâlde hangi bacağının üstünde duracağına karar ver!” Adam biraz düşünür ve sol bacağı üstünde durmaya karar verir. “Tamam!” der kral, “Şimdi de öteki bacağını kaldır!” Adam “Bu imkânsız diye şaşkınlığını belirtir. “Gördün mü?” der kral, “Özgürlük budur. Sâdece ilk kararı almakta özgürsün. Ondan sonrasında değil. Hayat hata kabûl etmez! İlk kararın doğruysa işler yolunda gider. Fakat yanlış bir karar aldıysan her şey zincirleme yanlış gider. Bundan böyle isâbetli kararlar alıp onları hızla hayata geçirmeye dikkat et!”
Devamı
Asya’da maymun yakalamak
02 Ocak 2011 Pazar
Asya’da maymun yakalamak için kullanılan bir çeşit tuzak vardır…
Bir Hindistan cevizi oyulur ve iple bir ağaca veya yerdeki bir kazığa bağlanır…
Hindistan cevizinin altına ince bir yarık açılır ve oradan içine tatlı bir yiyecek konur..
Bu yarık sadece maymunun elini açıkken sokacağı büyüklüktedir…
Yumruk yaptığında elini dışarı çıkaramaz…
Maymun tatlının kokusunu alır, yiyeceği yakalamak için elini içeri sokar, ama yiyecek elindeyken elini dışarı çıkarması olanaksızdır…
Sıkıca yumruk yapmış el, bu yarıktan dışarı çıkmaz…
Avcılar geldiğinde maymun çılgına döner ama, kaçamaz. Aslında bu maymunu tutsak eden hiçbir şey yoktur. Onu sadece, kendi bağımlılığının gücü tutsak etmiştir…
Yapması gereken tek şey elini açıp yiyeceği bırakmaktır…
Ama zihninde açgözlülüğü o kadar güçlüdür ki, bu tuzaktan kurtulan maymun çok nadir görülür…
Bizi tuzağa düşüren ve orada kalmamıza neden olan şey, arzularımız ve zihnimizde onlara bağımlı oluşumuzdur…
Devamı
Siz Ne Sesi Duyuyorsunuz
05 Ocak 2011 Çarşamba
Bir gün amerikanın bir şehrinde bir grup iş arkadaşı,
yemek molasında dışarıya çıkar.
Gruptan biri, Kızılderili’dir.
Yolda yürürken insan kalabalığı,siren sesleri,
yoldaki iş makinelerinin çıkardığı gürültü ve korna sesleri arasında ilerlerken,
Kızılderili, kulağına cırcır böceği sesinin geldiğini söyleyerek
cırcır böceği aramaya baslar.
Arkadaşları, bu kadar gürültünün arasında bu sesi duyamayacağını,
kendisinin öyle zannettiğini söyleyip yollarına devam eder.
Aralarından bir tanesi bu olaya inanmasa da,onunla aramaya devam eder.
Kızılderili , yolun karşı tarafına doğru yürür, arkadaşı da onu takip eder.
Binaların arasındaki bir tutam yeşilliğin arasında gerçekten bir
cırcır böceği bulurlar.
Arkadaşı, Kızılderili’ye:
-"Senin insanüstü güçlerin var. Bu sesi nasıl duydun?" diye sorar.
Kızılderili ise;
-"Bu sesi duymak için insanüstü güçlere sahip olmaya gerek olmadığını" söyleyerek,
arkadaşına kendisini takip etmesini söyler.
Devamı
Ustam! Sana Güvenmediğim için Beni Affet
27 Şubat 2011 Pazar
"Gün gelecek Allah’a bana yaşattığı bu sıkıntılar için şükredeceğimi biliyorum" demişti bir arkadaşım. Belki de hayatının en zor günlerini yaşıyordu. Zorlukların insana ne kadar büyük dersler verdiğini uzun uzun konuşmuştuk. Bir acının öğrettiğini bin kahkahanın öğretemeyeceği üzerine birçok örnekler vermiştik o konuşmamızda.
Aradan iki yıla yakın bir zaman geçince arkadaşımın haklı çıktığını gördük.
O günlerin acı görünen olaylarının, kendisine ne kadar büyük kapılar açtığını gördükçe "verdiğin acılar için sana şükürler olsun Allah’ım!" demeye başladı.
Gündüzleri fırsat buldukça bir araya geldiğimiz arkadaşıma o günlerde aşağıdaki hikayeyi yollamıştım.
Hikayemizin Başlıyor ;
Yaşlı kadın, bir antika dükkanından aldığı yüzyıllık fincanı özenle salon vitrinine yerleştirdi. Fincanın biçimi, üzerindeki işlemeler, renkler onun bir sanat eseri olduğunu söylüyordu. Ödediği fiyatı hatırladı; hayır, hiç de pahalıya almamıştı. Hayranlıkla fincanı seyretmeye devam etti. Derken, birden fincan dile geldi ve kadına şöyle dedi;
Devamı
1 (Toplam 6 yazi bulunmaktadır)